Kaçınılmaz sona koşar adım gidiş

Başta Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere iktidar yetkililerinin her konuşması, attıkları her adım, kaçınılmaz sona bir adım yaklaştıklarını gösteriyor.

Ekonomik kriz karşısında sergilenen çaresizlik, daha düne kadar söylemediklerini bırakmadıkları Birleşik Arap Emirliklerine ve Suudilere koşup el açmaları, ülkenin altına yerleştirilmiş saatli bomba durumundaki mülteciler konusunda iş ciddiye binince ağız değiştirmeleri, ABD ve NATO’nun basit bir maşası durumundaki Zelenski’yle “iş tutma” girişimleri, yargının ve eğitimin içine düşürüldüğü içler acısı durum, toplumsal barışın teminatı olan laikliğin katledilmesi yolunda atılan adımlar, kamu kaynaklarının yandaşlara peşkeş çekilmesinde görülmemiş fütursuzluk, ekmeğini elde etmesi AKP’nin iktidarda olmasına bağlı olan milyonlarla ifade edilecek dilenci ve asalak konuma düşürülmüş bir toplumsal kesimin yaratılmış olduğu gerçeği vb. vb…

Süleyman Soylu’nun Zafer Partisi Genel Başkanı hakkındaki küfürlü konuşması da sadece Soylu’ya fatura edilerek geçiştirilecek bir durum değildir. Çok sayıda AKP’linin konuşmalarında küfüre başvurmasının artık neredeyse olağan hale gelmiş olması, aslında iktidarın içinde bulunduğu ruh halini gösteriyor.

Yolun sonuna gelmiş olmanın yarattığı ruh hali ile karşı karşıyayız.

21. yüzyılın dünyasında Türkiye gibi bir ülkenin bu şekilde yoluna devam etmesi mümkün değil. Daha eskiyi bir yana bırakalım; yüzyıllık tarihi içine dört Devrim sığdırmış olan, tarihin ilk milli kurtuluş savaşının ve mucizevi bir Cumhuriyet Devrimi’nin sahibi olan bir Millet’in bu manzaralara teslim olması da düşünülemez.

Gezi davasında verilen mahkûmiyet kararları da iktidarın halkta, gidişata teslim olmama potansiyelini gördüğünü ve seçilmiş kurbanlara ağır cezalar vererek gerçekte kendi korkularını gizlemeye çalıştıklarını gösterir.

İTİRAF VE ÇARESİZLİK

Kaçınılmaz sonu iktidar da görmektedir. Ramazan’ın son günü işçilere verdiği iftar yemeğinde durumun kötü olduğunu itiraf eden Tayyip Erdoğan’ın; halkta olan “şükürsüzlük, tatminsizlik ve karamsarlık halini” anlattıktan sonra “halbuki önce elimizdekilere şükredeceğiz” demesi, gerçekte bir bozgunun itirafıdır.

Aynı Tayyip Erdoğan beş ay kadar önce İslam İşbirliği Teşkilatı Parlamento Birliği 16. Konferansı açılış oturumunda Bakara Suresi’nin 155. Ayetini okumuş ve “Rabbimiz sizi korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle” sınamaktadır diyerek, halkın içinde bulunduğu durumu ve aynı zamanda kendi başarısızlıklarını itiraf etmişti.

“Korku ve açlık; mal, can ve ürünlerden eksilme” Allah’tan ise bütün bu olumsuzlukların bir geçmesi de ancak Allah’tan olacaktır! Böyle bir cümle kurabilen bir iktidar sahibi, gerçekte, “yaşanan olumsuzluklara karşı yapabileceğim hiçbir şey yok” demektedir.

“Halinize şükredin ve Allah’ın içinde bulunduğunuz olumsuz koşulları sona erdirmesini bekleyin!” Özetle AKP iktidarının yaşanan bütün sıkıntılara çözüm olarak söylediği budur.

20 YILLIK BAŞARISIZLIK

Halkın bu açıklamaya itibar etmediği, yapılan bütün kamuoyu araştırmalarının sonuçlarıyla ortaya çıkıyor.

20 yıllık iktidarının sonunda ekonomik büyüklük sıralamasında 17’cilikten 21. Sıraya gerileme; kişi başına düşen milli gelir sıralamasında 64. sıradan 76. sıraya düşme, 2013 yılından bu yana kişi başına düşen gelirin sürekli olarak azalması, halkın kararını belirleyecek olan esas olgulardır.

Yanıbaşımızdaki İran, ekonomik büyüklük sıralamasında 20 yıl önce Türkiye’nin hemen ardından 18. sıradaydı, bugün ise 17. sırada bulunuyor. Türkiye’yle aynı durumda olan çok sayıda ülkeyle benzer kıyaslamalar yapılabilir. En kötü durumda olan Türkiye ve bunun sorumlusu 20 yıl içinde ülke ekonomisinin özelleştirmelerle tahrip eden ve kamu kaynaklarını inanılmaz boyutlarda yandaşlara peşkeş çekerek dünyanın en büyük zenginleri arasına giren yeni zenginler yaratan AKP iktidarıdır.

Milletimiz bu gerçeği görüyor ve notunu veriyor.

İşte bu durum AKP açısından kaçınılmaz sonu gösteriyor.

Dolaysıyla bugün üzerinde esas düşünülmesi gereken, AKP sonrasında Türkiye’nin nasıl ve kimler tarafından yönetileceğidir.