Kitleler ne zaman ayağa kalkar?

“Fırtına halinde kitle mücadeleleri” birileri istediği için olmaz. Bunun için nesnel zeminin olgun hale gelmesi ve aynı zamanda bununla birlikte bir “harekete geçirici” etkenin varlığı da gereklidir.

Ne demek istediğimizi bugünün Türkiye’sine ve son yüzyıl içinde ülkemizde yaşanan “fırtına halindeki kitle mücadeleleri”ndeki duruma bakarak anlatmaya çalışalım:

20 yıllık AKP iktidarının bugün Türkiye’yi getirmiş olduğu yer, geçmişte büyük kitle hareketlerine yol açan nedenlerden çok daha fazlasını içeriyor.

20 yıl içinde Türkiye’nin, dünya ekonomileri içinde 16. sıradan bugün 21. Sıraya gerilemiş olması,

Dış borcun 130 milyar dolardan 500 milyar dolara dayanması,

Toplam hane halkı borcunun gene bu süre içinde 140 kat artması, buna karşılık asgari ücretteki ise artışın ise tam olarak 12 katı bile bulmaması,

Yolsuzlukların, adam kayırmanın ve gelir dağılımındaki bozulmanın, Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde görülmedik ölçülere çıkması,

İhvansever dış politikanın sonucu olarak yaklaşık 8 milyon mültecinin ülkeye doluşması,

Toplumun küçümsenmeyecek bir bölümünde AKP’ye karşı olan muhalefetin nefret boyutuna sıçradığı gerçeği,

Gene Abdülhamitçi dış politikanın sonucu olarak komşuları arasında güvenilmez konuma düşen bir ülke olmak vb. vb.

Bütün bu gerçekler halkın, hoşnutsuzluğunu sokaklara dökülerek ortaya koymalarına yetmiyor. Tek tek her bir yurttaşta gözlemlediğimiz büyük öfke, kitlesel bir başkaldırı haline dönüşmüyor?

Neden?

Yakın tarihimizden örnekler

Bu sorunun cevabı, büyük kitle mücadelelerinde her zaman “harekete geçirici” rolü oynayan etkenin, günümüz Türkiye’sinde olmadığı gerçeğidir.

Son yüzyıl içinde yaşanan bütün büyük kitle hareketlerine baktığımız zaman, ne demek istediğimizi daha iyi anlatabiliriz:

1907 ve 1908 yıllarında Anadolu’da ve Rumeli’de meydana gelen büyük kitle hareketlerinde İttihat ve Terakki’nin varlığı önemlidir.

27 Mayıs 1960’a doğru giderken yaşanan gençlik eylemlerinde, İnönü’nün liderlik ettiği CHP’nin varlığı belirleyici bir rol oynamıştır.

1960 sonrasında adım adım gelişen ve 15 – 16 Haziran 1970’de doruğuna varan işçi-köylü ve gençlik mücadelelerinde TİP’in, DİSK’in ve yeni yeni gelişmekte olan diğer devrimci örgütlenmelerin varlığı tayin edicidir.

1989 Bahar eylemlerinde, 1987’de yayın hayatına başlayan “2000’e Doğru” dergisi ve yeniden canlanan devrimci örgütlenmenin rolü tartışmasızdır.

2007 yılındaki Cumhuriyet mitinglerinde Atatürkçü Düşünce Dernekleri’nin yanısıra İşçi Partisi’nin rolü hatırlardadır.

Haziran ayaklanması

2013 Haziran ayaklanması en yakın örnek olduğu için üzerinde biraz daha geniş olarak durmakta yarar vardır.

Haziran ayaklanması öncesi yıllarda, İşçi Partisi’nin önderlik ettiği ve Ergenekon tertibini bozmak için verilen mücadelelerde somutlaşan ısrarlı ve inatçı bir direniş vardı.

TGB, 19 Mayıs 2012’de İstanbul’da 240 bin genci yürüttü.

29 Ekim ve 10 Kasım 2012’de TGB, CKD, ADD gibi kitle örgütlerinin önderlik ettiği ve başta İşçi Partisi olmak üzere yurtsever devrimci Parti ve çevrelerin destek verdiği eylemlere her seferinde bir milyonu aşkın yurttaş katıldı.

Aralık 2012 ve Nisan 2013’te Silivri hapishanesi etrafında, Türkiye’nin dört yanından yüzbine yakın insan İşçi partisi önderliğinde toplandı.

2012 ve 2013 yılarında AKP’nin yeni Anayasa girişimi ve akil adamlarla “Kürt açılımı” projesi; Türkiye’nin dört bir yanında “Milli Merkez”in örgütlediği 200 kadar geniş katılımlı etkinlikle önlendi.

İşte “Haziran ayaklanması” bütün bu gelişmeler üzerine geldi.

Bozkırı tutuşturacak kıvılcım

Bugün nesnel koşullar çok daha uygun olmasına rağmen, halkın büyük kitleler halinde tepkisini ortaya koyamamasının nedenini, daha önceki büyük kitle mücadelelerinde olan sübjektif koşulun, bugün olmamasında aramak gerekir.

Cumhur ittifakının karşısındaki Millet ittifakı böyle bir mücadeleyi olumlu anlamda etkilemek yerine tam tersi bir rol oynamaktadır. Batı emperyalizmine dayanarak, bir eli PKK’da bir eli FETÖ’de ve AKP artığı en olumsuz unsurlarla işbirliği yapılarak halka güven verilemez.

Cumhur ve Millet ittifakları dışında kalan yurtsever devrimci muhalefet ise bugün dağınıktır ve güven vermekten uzaktır.

Tam bağımsızlığı savunan, laik demokratik Cumhuriyet ile emekten yana ve milli ekonominin geliştirilmesini esas alan bir program temelinde bir araya gelen bir “Türkiye İttifakı”, varlığı ve eylemiyle arayış içindeki hoşnutsuz kitleleri harekete geçirebilir.

İşte o zaman “Bir kıvılcım bütün bir bozkırı tutuşturabilir!”