Su akıyor ve yolunu buluyor?

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Semerkant’ta yapılan ŞİÖ liderler zirvesinin ardından önümüzdeki yıl Hindistan’ın dönem başkanlığında, Türkiye’nin ŞİÖ’ye tam üyelik için başvurabileceğini söylemesi, gerek ülke içinde gerekse ülke dışında doğal olarak çeşitli tepkilere yol açtı.

İçerden ve dışardan gelen bu tepkilerden hareket edersek, Türkiye’nin ŞİÖ üyeliğinin ne anlama geldiği daha iyi anlayabiliriz.

YURTİÇİNDEN TEPKİLER

ABD’nin başında olduğu dünya sistemi içinde, Türkiye’nin rolünün alt bölgesel liderlik olması gerektiğini söyleyen “Stratejik Derinlik” yazarı Davutoğlu, son derece açık konuştu: “Eğer Türkiye kurucusu olduğu, Avrupa Konseyi’nden neredeyse ihraç sürecine girmemiş olsaydı bu yanlış olmazdı. Şimdi de Avrupa’nın demokratik standartlarından kopmuş bir ülkenin, otoriter liderlerle verdiği manzara, Türk halkının övüneceği bir manzara değildir.”

ŞİÖ’ye tam üyelik konusunun gündeme getirilmesi CHP’yi de rahatsız etti. Parti’nin dış politika sözcüsü Ünal Çeviköz; “Türkiye’nin ŞİÖ üyeliğinin Batıyla aramızın daha açılmasıyla sonuçlanacağını, onun için şu anda var olan ‘Diyalog ortağı’ statüsünün devam etmesinin en doğrusu olacağını” söyledi.

CHP ve Davutoğlu’nun görüşlerinin “Millet ittifakı” içinde olan diğer Partilerin ve HDP’nin de ortak görüşü olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü söz konusu Partilerin hepsi, Türkiye’nin geleceğini Atlantik İttifakı içinde görüyorlar.

Bir de bu konuda hiç görüş belirtmeyenler var. Bu kadar önemli bir konuda görüş belirtme ihtiyacı duymamak, söz konusu Partilerin ülkeyi yönetme iddialarının ciddiyetiyle ilgilidir.

DÜNYADAN TEPKİLER

ABD tepkisini, herkesten önce ve son derece net bir şekilde verdi. Erdoğan daha Semerkant’ta iken Kıbrıs Rum Kesimi’ne uyguladığı silah ambargosunu kaldırarak, Türkiye’nin olası ŞİÖ hamlesine vereceği cevabın ne olacağını somut olarak göstermiş oldu!

Avrupa Birliği üyesi ülkeler de ABD ile aynı tavrı aldılar. BM toplantısı için bulunduğu New York’da bulunan Almanya Başbakanı Olaf Scholz’a göre Türkiye’nin ŞİÖ üyeliği düşüncesi son derece rahatsızlık verici. SPD dış politika sözcüsü Nils Schmid; “Türkiye’nin NATO üyeliği büyük bir hata olur” dedi. Die Welt’e konuşan Yeşiller/Birlik 90 sözcüsü Jürgen Trittin, “NATO ve AB’nin kendilerine, Erdoğan’ın başına buyruk tutumunu daha ne kadar sineye çekeceklerini sormaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

ABD’nin tavrından sonra Almanya’da iktidar Partisinden ve ortağından yapılan açıklamalar, Atlantik ittifakının yaklaşımının ne olduğunu ortaya koyuyor. Bu da doğaldır. Çünkü Türkiye’nin kararının ŞİÖ üyeliği yönünde olması demek, büyük bir değişim içinde olan dünyada, güç ilişkilerinin kesin olarak Batı aleyhine yeni bir dengeye kavuşması anlamına gelecektir.

Rusya’nın ŞİÖ temsilcisi Bahtiyar Hakimov’un “Türkiye’nin ŞİÖ’ye üye olması için NATO’dan çıkması lazım” şeklinde yapmış olduğu açıklama ise Türkiye’nin önündeki yol ayrımının gerçekte ne olduğunu açıklıkla ortaya koyuyor.

TÜRKİYENİN ZORUNLULUKLARI VE AKP GERÇEĞİ

Bu noktada üzerinde düşünmemiz gereken iki konu öne çıkmaktadır. Birincisi Ana muhalefet Partisi konumundaki CHP’nin, ŞİÖ üyeliği konusundaki  ABD ve AB ile aynı tavrı aldığı gerçeğidir.

Türkiye’nin yönünü Asya’ya dönmesi, iktidar partisinin bir tercihi değil, tam tersine Türkiye’nin gereksinmelerinin dayattığı bir zorunluluktur. İktidarda AKP’nin veya başka bir Parti’nin olması bu nesnelliği ve bu nesnelliğin sonucu olan yönelimi ortadan kaldırmaz.

Türkiye Atlantik ittifakı içinde çürüyor, boğuluyor ve bölünüyor. ABD’nin FETÖ’ye ve PKK’ya verdiği destek, dört bir yanında kurduğu askeri üslerle oluşturduğu askeri tehdit, Yunanistan’a yaptığı yığınak ve ekonomik olarak yaşanan kriz Türkiye’yi; Atlantik dışında bir çıkış yolu aramak zorunda bırakmıştır.

Bu arayışa sırtını dönüp 70 yıllık Atlantikçi politikalarda ısrar ederek Türkiye yönetilemez. Bu politikalarla iktidara talip olan bir muhalefetin başarı şansı da olamaz.

AKP iktidarı açısından duruma baktığımızda ise gördüğümüz şudur: Evet, Tayyip Erdoğan Semerkant’ta ŞİÖ üyeliğini dillendirdi ama gerçekten bu konuda gereken adımı atacak mı yoksa bu açıklamayı ABD’ye ve Batı’ya karşı bir pazarlık kozu olarak kullanmayı mı düşünüyor? AKP’nin dış politikasına baktığımız zaman bu kuşkularımızı haklı gösterecek çok sayıda kanıt bulmamız mümkündür.

AKP dış politikada, “büyük güçleri birbirine karşı kullanabileceğini” sanan yaklaşımları ile güven vermeyen bir sicile sahip. Öte yandan özellikle Suriye başta olmak üzere komşumuz olan bölge ülkeleriyle ilişkilerinde bugüne kadar Türkiye’nin çıkarlarını değil, Selefici örgütlerle olan ilişkilerini düşünerek hareket ettiği de bir gerçek.

ŞİÖ üyeliği demek, Atlantik bağlantılarını koparmak, Rusya’nın ŞİÖ temsilcisinin de söylediği gibi NATO üyeliğine son vermek ve Suriye başta olmak üzere bütün bölge ülkeleriyle ilişkileri askeri, siyasi, ekonomik alanlar başta olmak üzere her alanda geliştirmek demektir.

Ama AKP’nin, bu bütünsel politikayı tutarlı olarak hayata geçirme de çeşitli handikaplarının olduğu da bir başka gerçektir.

Nitekim, ŞİÖ üyeliği üzerine tartışmaların sürdüğü günlerde Cumhurbaşkanı danışmanı Yasin Aktay’ın ŞİÖ’nün, NATO ve AB’nin alternatifi olmadığını söylemesi ve Rusya’nın Esad yönetimi ile olan ilişkisini, bu ülkeyle ilişkilerin daha da ileri götürmenin önündeki engel olduğunu iddia etmesi AKP cephesinde bu konuda da ciddi sorunların olduğunu göstermeye yetiyor.

Bütün bunlar bir yana; su akıyor ve yolunu buluyor. Önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin komşularıyla Batı Asya Birliğini kurduğunu ve ŞİÖ üyeliğinin de gerçekleştiğini göreceğiz.