Elazığ aynasında ekonomik kriz ve çözüm

Türkiye’nin yaşamakta olduğu ekonomik krizi, bütün şehirler derece derece yaşıyor. Elazığ ise bu krizi en ağır biçimde yaşayan şehirlerin ilk sıralarında yer alıyor.

1970’lerin ortalarına kadar Elazığ, bölgenin sanayi ve ticaret merkeziydi. Eski şehir merkezi olan Harput’un tarihi Urartulara kadar gider. Yani 3000 bin yıldan beri Elazığ, Bölgede önemli bir merkez olagelmiştir.

Osmanlılarda Devlet idaresinin modern anlamda bir merkezi devlet olarak yeniden düzenlenmeye çalışıldığı 19. yüzyılda Elazığ (Harput); bugünkü Malatya, Adıyaman, Tunceli ve Bingöl illerini kapsayan vilayet merkezi durumundaydı.

Şehir, Cumhuriyet döneminde de önemini sürdürmüş, 1930’lardaki büyük sanayileşme atağı ile başlayan ve 1970’lere kadar devam ettirilen politikalar sonucunda; Şeker, Çimento, Etibank Maden Bakır, İplik, Sivrice Azot Sanayi, Kovancılar Ferrokrom, Tekel, Et Balık vb. gibi kuruluşların faaliyet gösterdiği bir sanayi merkezi olmuştu.

Milli ekonominin tasfiyesi
1980 24 Ocak Kararları ile benimsenen ve hemen ardından 12 Eylül’ün Amerika’nın “Bizim oğlanları” tarafından süngü zoru ile uygulamaya konulan Neo-liberal Serbest Piyasacı ekonomi politikaları sonucu Cumhuriyet ekonomisi adım adım tasfiye edildi.

Üretim ekonomisi terk edildi, borçla yaşama devri başladı. 17 yıllık AKP iktidarı döneminde bu politika en aşırı boyutlarıyla uygulandı. Dış borç, 17 yıl içinde dört misline yakın arttı. Özelleştirmede elde kalan son sanayi kuruluşları da haraç mezat elden çıkarıldı. Milli Ordu’nun can damarı olan Tank-Palet fabrikasının Katar’a satılması, yıkıma konulan noktadır adeta.

Elazığ, işte bu yıkımdan en fazla payını alan illerin başında geliyor. Adını saydığımız sanayi kuruluşlarından sadece Şeker Fabrikası kalmış geriye. Ve Elazığ bugün bir “İşsizler Ordusu Şehri” görünümündedir.

Bölgenin Sanayi ve Ticaret merkezi olmak ise artık geçmişte kalmış hoş bir anıdır. Çimento, Ferrokrom satıldı, Etibank Maden kapanmış gibi. Sivrice Azot, Tekel ve Et Balık kapatıldı.

Üretim olmayınca ticaret de olmuyor.

Şimdi ise Cumhuriyet tarihinin en ağır ekonomik krizinin içindeyiz. Borçla çevrilen ekonomi çarkları durmuştur ve Sistem Partilerinin çözümleri yoktur.

Seçim dolayısıyla Elazığ esnafını dolaşıyoruz. “İşler ne durumda?” sorusuna her yüz esnaftan iki veya üç tanesi geleneksel “çok şükür” cevabını, geri kalanları ise işlerin durmuş olduğunu söyleyerek cevaplıyor.

Yerel de olsa şimdi yapılmakta olan seçimin arifesinde Elazığ’da temel sorun; işte bu durumdur.

Çözüm nedir?
En yalın ifadesiyle söyleyecek olursak çözüm; üretim ekonomisine geçmektir. Elazığ’ın temel sorunu olan işsizlik de ancak bu şekilde çözülür.

Elbette üretim ekonomisine geçmek köklü bir politika değişikliği anlamına gelir ve bu bir iktidar sorunudur.

Ama belediyeler de, yerellerdeki en önemli kamu kurumu olarak üretim ekonomisine geçmede önemli bir rol oynayabilirler.

Bu anlamda belediyelerin yapacakları işleri, özel olarak da Elazığ Belediyesinin yapacaklarını şöyle sıralayabiliriz:

Tedbirler

  1. Öncelikle Belediye’deki Taşeron Sistemine derhal son verilmelidir. Belediye bütün işlerini kendi teknik elemanı ve işçisi ile yapmalıdır. Sadece bu politika değişikliği binlerce Elazığlı işsiz yurttaşa kalıcı iş anlamına gelir.

  2. Türkiye, maddi olanaklarının neredeyse sıfır olduğu Cumhuriyetin ilk döneminde kamu eliyle dünyanın en önemli bir-iki kalkınmasını gerçekleştiren ülkelerden biri oldu.

Şimdi durum farklıdır. Türkiye, Dünyanın 17. büyük ekonomisidir. Yeterli yetişmiş işgücü ve sanayi altyapısı hazır durumdadır. Bütün bunların planlı bir kamu girişimciliği ile değerlendirilmesi durumunda Elazığ, kısa süre içinde Bölgenin ve Türkiye’nin önemli sanayi merkezlerinden biri olabilir.

Planlı kamu ekonomisine geçmek ve Kamu eliyle yatırım, Elazığ açısından onbinlerce işsize iş sağlamak demektir. Belediyeye düşen görev, halkı harekete geçirerek devletin kamu yatırımları konusunda harekete geçirilmesini sağlamaktır.

  1. Elazığ; Krom, Mermer ve Bakır kaynakları açısından son derece zengin bir ilimizdir. Özellikle Krom’un sanayi ürünlerindeki kullanım değeri göz önüne alındığında, kamunun önayak olması ile sadece Elazığ’a değil, Türkiye ekonomisine çok önemli bir girdi sağlanabilir.

  2. Elazığ, üç tarafı suyla çevrili ve arkasını yüksek, karlı dağlara yaslamış bir yarımada görünümündedir. Durum böyleyken son derece verimli toprakları olan iki ovasında da (Altınova, Kuzova), susuzluktan yeterli tarım yapılamamaktadır. Sulama sorununun çözümü, hem onbinlerce yurttaşa iş, hem de ülke ekonomisine ciddi bir katkı anlamına gelecektir.

  3. Harput başlı başına bir zenginliktir. Bu zenginliğe Palu’yu da eklemek gerekir. Üniversite ile işbirliği halinde gerekli araştırma, restorasyon ve yatırımların yapılması ve bununla birlikte ülke ve dünya çapında yürütülecek bir tanıtım kampanyası ile Elazığ, Tarih ve Kültür turizminin önemli merkezlerinden biri haline getirilebilir.

  4. Belediye, mahallelerde Elazığ’ın yerel ürünlerinin değerlendirildiği, üretildiği ve özellikle kadın emekçilerin çalıştığı atölyeler kurabilir ve böylece ilk elde yüzlerce yurttaşın iş sahibi olmasını sağlayabilir.

  5. Bütün bu konularda gerekli adımların atılması Özel Sektörü de harekete geçirecektir. Sonuçta Kamu ve Özel Sektörün birbirini tamamladığı bir ekonomik canlılık ortamında işsizlik diye bir sorun kalmayacaktır.